1 Mayıs 2016 Pazar

1 MAYIS



1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı, işçi ve emekçiler tarafından tüm dünya çapında kutlanan bir bayramdır. Birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kutlanan bu bayram, dünya üzerindeki pek çok ülkede resmi tatil kabul edilir. Türkiye'de resmi olarak ilk kez 1923'de kutlanmıştır. Nisan 2008'de "Emek ve Dayanışma Günü" olarak kutlanması kabul edilmiş, 22 Nisan 2009'da TBMM'de kabul edilen yasa ile resmi tatil olmuştur. 

İlk kez 1856'da Melbourne'daki taş ve inşaat işçileri günde 8 saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesinden Parlamento evine kadar yürüdüler.1886'da Amerikan İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğindeki işçiler; haftanın 6 günü, günün 12 saati olan çalışma takvimlerine karşı günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar.1889'da toplanan İkinci Enternasyonel'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü" olarak kutlanmasına karar verildi.Zamanla 8 saatlik iş günü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. 1 Mayıs'ın tarihçesi için daha detaylı bilgi isteyenler;

Sendikalara karşı sert görüşlerim olduğunu daha önce de belirtmişimdir. Günümüzde sendikaların hiçbirinin işçilerin haklarını korumak için değil, sendika yöneticilerinin kendi ceplerini doldurmak için var olduklarını görmemek için kör olmak lazım. Tıpkı diğer birçok oda, dernek, vakıf, stk vb. kurumlar gibi. Bu benim şahsi düşüncem.


İşin özü şuydu ki; biz, toplumun her göz yaşı döktüğümüz kesimi için acı çeken ve sırtından bıçaklanan bir nesiliz. İşçiler için, küçük esnaf için, köylüler ve onların toprakları için, çiftçiler ve onlara yapılmayan destekler için, madenciler için, Soma'lılar için, inşaatlarda alınmayan güvenlik önlemleri için... 

Gelgelelim bizim 1 Mayıslara...
Bu zamanda kadar hep 1 Mayısları coşkuyla kutladım. Yakın zamanlara kadar meydanlarda aktif olarak kutladığım bir bayramdı. Ben de sol yumruğumu havaya kaldırıp "İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız" diye bağırdım çevik kuvvetin soğuk gölgesi ve delip geçen bakışları altında. Yasak olan bir alana doğru yürüdüğüm için ara sokaklardan nefes nefese koşarak kaçtım falan. İstanbul dışında okurken, ailemin haberi dahi olmadan İstanbul'daki eylemlere katıldım. Bahse konu kesimdeki bir işçi değildim, ezilen değildim, öğrenciydim. Okul bitti, iş hayatına girdim, yine o kesime ait biri olmadım. Benim her zaman, her işimden istifa edebilme gibi bir özgürlüğüm vardı. Çalışmasam da olurdu. İşsiz kalsam sorun değildi, evde bakmam gereken çoluğum çocuğu yoktu. Ama yine de haksızlık karşıtı birçok eylemde elimden geldiğince sokağa çıktım, karşı durdum, eylem yaptım. En son Gezi süreci ile jübile yaptım. Bu işleri zirvede bıraktım :) Ülke genelinde yapılan en güzel eylemin içinde bulunduğum için kendimi şanslı sayarım.
Son 2-3 yılda tokat gibi çarpan bir gerçek vardı. O gerçek hep oradaydı zaten, ben görmek istemiyordum. Artık bu gerçekle yüzleşmeye karar verdiğimde, kendimi malum toplumu oluşturan hiçbir bireyi için parçalamamaya karar verdim. Değer kıymet bilmeyen, nankör insanoğlu için kendimi daha fazla feda etmeyecektim.
Geçen günlerde dergi sürecimde tanışmış olduğum bir "abi" diyebileceğim kişi ile yazışırken fark ettim. Hatta ona cevap yazdıkça kendime yazıyormuş gibi oldum.

Hepsi için kalbimiz parçalandı, ağladık, kızdık, onların hakları için sesimizi yükselttik, farkındalık oluşturmak için kampanyalar başlattık, imzalar attık. Karşılığında tam da o insanlardan terörist, çapulcu, bozguncu damgası yedik, "Bunlar da bi kudurmadan duramıyorlar" lafları işittik. Duymuyoruz sandılar ama duyduk. 
Aynı insanlar bir sonraki seçimlerde yine bizleri yok sayacak seçimlerde bulundular. Belki de kendilerinin ellerine bırakılan tek önemli hak buydu; seçme hakkı. Ama onlar kendilerine verilen bu hakkı, onların insanlık haklarına sahip çıkmalarını söyleyen bizlere karşı, hakaret edercesine bir seçim yaparak kullandılar. Hem de defalarca.

Yıllarca kendime görev edinip (güya) korumaya kalkıştığım kesim tarafından aptal yerine konulduğunu fark etmenin verdiği dayanılmaz salaklık hissiyle birlikte resmi bir bayram olan 1 Mayıs'ı kutlarım. Kutlu olsun işte.

Her koyun kendi bacağından asılıyorsa eğer, bu dünyada insanlar için değil, dünya için bir şeyler yapılmalı. Ben buna inanıyorum.

Dışarıdan beklemeden önce kendine layık gördüğün hayatı ve seçimleri düşün. Çünkü onurlu bir yaşam önce insanın kendi içinde başlar. Ve onurlu yaşamın tadına bir baktın mı ondan bir daha asla vazgeçemezsin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder