20 Mayıs 2014 Salı

SENDİKALARIN BİTİP TÜKENMEYEN DERTLERİ!


Sendikalar; Soma faciasından sonra herkes gibi benim de hakkında daha yeni "birazdan fazla" bilgilendiğim konudur. 

Dün akşam (20 Mayıs 2014) Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında Soma felaketinin ardından sesi soluğu çıkmayan Sendikacılar vardı. İktidarın emrindeki sendikalar olduğu algısıyla ilgili tabi ki vurgu yapılarak çok da haklı olarak üzerlerine gidildi. "300 işçi öldü neredeydiniz, ilk sizin çıkıp feryat etmeniz gerekiyordu" vb sorular Ahmet Hakan tarafından sürekli olarak yöneltildi. Sendikacılar da kendilerine yöneltilen her somut soruya karşılık olarak klasik eski sendikacı ağızlarıyla olabildiğince soyut, sıkıcı, çok az anlaşılır şekilde cevaplar vererek bir şekilde konuyu sürekli olarak sendikaların problemlerine getiriyor, bir nevi "Sendika mağdurluğu" yapıyorlardı. İzlerken çok fazla sinirlenmeye başlamıştım. "Ya adam sana çok basit bir soru soruyor ya evet ya hayır bi cevap ver be adam!" şeklinde oturduğum yerden bağırıyordum.

Ama sonra bir şeyi apaçık fark ettim ki; sendikalarda geçmişten bu yana üzerine yapışmış olan bir çok ciddi olumsuz algı var. Adamlar geçmişten bugüne işçi kesiminde ayrı, patron kesiminde ayrı, hükümet kanadında ayrı birçok tarafta daima olumsuz algıya sahip oldular. Kesinlikle savunmuyorum çünkü bu algıyı yıkmak için hiçbiri de oturup “çalışmamış”! Kafalarını mevzuatlardan, istatistiklerden, dosyalardan kaldırmamışlar. Ellerine bayrak, üstlerine gömlek giyip eylem yapmaktan, "İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız" sloganları eşliğinde bağırmaktan başka bir tek şey üretmemiş, işçileri ve haklarını aslında hep 2. plana atmışlar. 

Her neyse.. Programda maden ocaklarında sendikalaşmanın "Dikey" yapılanmasından bahsettiler. Sendikalar dikey yapılanıyorlarmış. Yani sendikalı işçiler var, onların üzerinde yine kendilerinin seçtiği (!) bir temsilci var. Şikayetler ise işçilerden temsilciye, temsilciden sendikaya gidiyormuş. 

Şimdi araya sıkıştırmam gereken çok önemli bir not daha var;

Ama dün akşam, Tarafsız Bölge programından önce Enver Aysever'in sunduğu Aykırı Sorularda madenden sağ kurtulan yiğit ve cesur işçi Sefa Köken vardı. Deniz Gezmiş t-shirt'ü ile yayına katılmış, açık yüreklilikle her şeyi anlatmıştı. Programa adeta yürek yiyp gelmişti. "Bir çuval kömüre oyunu, bir avuç kömüre canını vermesinler" sözünün sahibi Sefa. Bilmediği sorular veya klasik basın çarpıtması sorularına ise çok net bir şekilde evet, hayır, bilmiyorum diyerek kıvırmayan Sefa. Umarım Sefa'nın konuşması, onun Türkçe'si, onun duruşu herkese ders olur. 
Her neyse, Sefa da başka bir şeyden bahsetti. Bu bilgiyi araya sıkıştırmam gerekiyor. Kendisi bu sendika temsilciliği seçimlerinde belirli olan adayın dışında bir diğer aday olarak başvurmuş, Soma Madenleri şirketinin IK müdürü Sefayı evinden arabayla alarak, Sefa'nın adaylıktan vazgeçmesi konusunda kendisini üzeri kapalı tehdit etmiş. Sefa da adaylıktan çekilmiş tabi, işini kaybetmek bir yana canından bile olabileceğini düşünmüş. 

Şimdi bu bilgiyi verdikten sonra tekrar sendikaların dikey yapılanma konusuna gelelim. 

Ahmet Hakan ısrarla, işçilerin faciadan önceki 1 hafta boyunca şikayetlerde bulunduklarını, bu şikayetleri sendikaya ilettiklerini ancak bu konuda bırak adım atmayı herhangi bir yanıt bile alamadıklarını sendikacılara yöneltti. Sendikacılar da sürekli olarak "Şimdi bakın" ile başlayan cümleler kurarak yine konuyu uzatma, soruyu unutturma davranışları sergilediler. Sonunda bir şekilde sendikacılardan "Bize böyle bir bilgi veya şikayet hiç ulaşmadı, bilseydik sessiz kalır mıydık!" lafı çıkıyor. İşte size şok! 

İşçiler sendikadan şikayetçi, sendika ise bize bilgi gelmedi diyor. Bu durumda ya 2 taraftan biri yalan söylüyor, ya da ortada bambaşka bir durum var. Eğer sendika yalan söylemiyorsa o zaman bu "seçilen" işçi temsilcisi, işçinin şikayetlerini sendikaya bildirmemiş. Dolayısıyla Sefa’dan aldığımız bilgilere göre bu temsilci, patronun/şirketin adamı olmuş gibi net bir durum ortaya çıkıyor. E zaten Sefa'ya da adaylıktan çekil dememişler miydi? 

Ey sendikacılar! Yıl olmuş 2014, senelerden beri süregelen sendika tıkanıklığı belli ki sizin basiretsiz sisteminiz ve çağın ötesine geçemeyen fikirleriniz yüzünden işlemiyor. 
E demezler mi adama yatay sisteme geç diye? Artık bırakın bu çağda bütün işçileri bir temsilciye bağlama işini. Eğer olacaksa o temsilci yine olsun ama başka türlü görevler verilsin çünkü siz kolay kolay vazgeçemezsiniz eski alışkanlıklarınızdan! Bu zamanda sınırsız internet var, herkeste telefon var, yok yok! Hem internet hem de telefon iletişimini kullansanıza! Sendikalılar için bu devrimi yapmak ne kadar zor olabilir?!


Al sana çözüm!

Bütün işçiler için internet üzerinden ortak bir portal kur, sendikana da bir tane çağrı merkezi oluştur. Şikayeti olan her işçi seni ister arasın direk sendikana şikayetini bildirsin, isterse de internetteki portalın üzerinden şikayet etsin. Hem de fişlenme korkusu yaşamadan (tabi sendikalar fişlemiyorsa eğer)! Böyle bir sistemle garanti ediyorum, bazı felaketler öngörülebilir ve dahası işçilere özgüven kazandırırsınız.

Ama işte diyorum ya bir şeyleri düzeltmek için “çalışmak” lazım. Bir de bunu istemek lazım en önemlisi. Sendikacılara, patronlara, temsilcilere, diğer sorumlu sayılabilecek herkese yatarak, kafa sallayarak veya kişiliğini iktidara kiralayarak para kazanmak daha rahat gelmiş olacak ki yaşarken yer altında 1200 TL maaşla çalışan kardeşlerimiz, abilerimiz, amcalarımız yine yer altında can verdiler ve bu durum bile birilerinin rahatlığından daha az önemli.

Soma'da hayatı elinden alınmış tüm maden işçilerine Allah'tan rahmet, yakınlarına ve sağ kurtulanlara da şifa ve sabırlar dilerim.



İşçiler onurumuzdur, onurumuzu kaybetmeyelim.

Görüşürüz
Ö.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder