20 Mayıs 2014 Salı

TÜM İŞ YERLERİNDE MUTLAKA EN AZ 1 DİKTATÖR VARDIR!



Hani “Ulan seni bana sayıyla mı verdiler” deriz ya veya “Bi bitmediniz ...” deriz. Bu isyanın frekansı çalıştığımız şirketlerde daha da bir artar.
Şimdiye kadar işittiğim, gördüğüm, duyduğum tüm şirketlerde mutlaka aynı fabrikadan çıkmış fazlaca böyle tip vardır. Her departmana yayılmıştır bunlar. Bu tipler hep oldu ve korkarım hep de olacak.

Peki nasıl tiplerdir bunlar? Şöyle;
Mesela bazıları normal şartlarda sosyal hayatımıza asla dahil etmeyeceğimiz, hatta gördüğümüzde yolumuzu değiştirmek isteyeceğimiz tiplerdir.
İş yerinde geçirdiğiniz zamanı, sanki hayattaki tek amaçları buymuş gibi zehir ederler. İnsanı çıldırtma noktasına vardırıp sinir komasına sokabilirler. Yolunda gitmeyen her şeyi otomatik olarak başkalarına yıkma gayretindedirler.

Kendilerinden beklediğiniz işlere sanki siz evden babanızın işini getirmiş gibi davranarak afra tafra yaparlar.

O koltuklarını koruma sevdasına akla hayale gelmedik çakallıklar yaparlar. Ne olursa olsun bu koltuktan/mevkiden/”title”dan olmamalılardır.

Yapılan hiçbir işi beğenmezler (gerçekten beğenmiş olsalar bile!) Milyarlarca revizyon yaparak ömrünüz geçer.

Hayatlarındaki tek ama gerçekten tek motivasyonları büyük patrona yaranmaktır. Bu nedenle amaca giden her yol mubahtır onlar için. Patrona yaranma uğruna yapamayacakları kalleşlik ve alçaklık, söyleyemeyecekleri yalan yoktur.

Bazen sizi yıldırmaya çalışırlar. Bunun en büyük nedeni sizi kendinden daha üstün görmesidir. Ama bunu asla kendine bile itiraf edemezler. Tek nedeni ise oradan kendi isteğinizle veya zorla ayrılmanızdır. Siz onun yörüngesinden kaybolun da ne şekilde olursa olsun.

Hele ki bu kişi sizin üstünüzde bir mevkideyse olaylar çekilmez bir hal alır sizin için. İstifa dilekçeniz cebinizde gezersiniz bazen. Çünkü artık bir müdürden ziyade şirket içerisinde bir diktatör tarafından yönetilirsiniz.

Mesai bittikten sonra saat 20:00 ve sonrasında telefonunuz aniden çalar. Patronunuz yahut müdürünüzdür. Yarın sabahki ilk iş olarak sizden bir şey hazırlamanızı ister. Bunun anlamı “Evde de rahat yok sana, ırgat gibi çalışıp ben ne istersem onu yapacaksın”dır. Bu telefon görüşmesi esnasında kendisi muhtemelen evindeki koltuğuna deniz anası gibi yayılmış veya arkadaşlarıyla bir Cafe’de  Mocha’sını yudumluyor veya Facebook’taki komik kedi videolarını izliyor olabilir. Sizin ise “2 saat oturayım da sonra da vurur kafayı yatarım” hayalleriniz çöp olmakla birlikte uyuyacağınız uyku da haram olmuştur. Sabaha kadar rüyalarınızda o hazırladığınız dosyada çok büyük problemler olduğunu görüp sabah da zombi gibi uyanırsınız. Zaten bir şirket telefonunuz varsa 24 saat boyunca o telefon mecburen açık kalacaktır. Bu artık eski hayatınızı terkettiğinizin diplomasıdır.

Bu tipler bazı toplumsal olaylarda çok hassasiyet gösterebilirler. Örneğin bilmem ne vakfının bilmem ne projesi için size bağışta bulunabileceğinizi sırf kendisinin de bu çeşit yardımlarda veya desteklerde bulunduğunu belirtebilmek için söyler. Örneğin her iş çıkışı Gezi olaylarına desteğe gider ama oradaki ruhu hissettiği için değil, ortamlarda bunu konuşabilmek içindir.

Sizinle dertleşir gibi yaparlar ama aslında ağzınızdan laf almaya çalışırlar. Sonra sizden aldıklarını sağa sola, 1’e 1000 katarak anlatırlar. Ne kadar zaman sonra, sonradan samimi olduğunuz biri bir gün size "Yanlış anlama ama tatlım, sen benimle ilgili şunları bunları söyledin mi hiç? X Hanım/Bey bana öyle demişti de” diye sorar. O an anlarsın neler dönmüş neler.

Sizi bireysel olarak yıpratmıştır. Ama hala sizden korkuyordur. Çünkü sizin şirkette bir “Social Network” ünüz vardır. Etrafınızda başka arkadaşlarınızla mutlusunuzdur. Bu ona batar çünkü sizi kanınızın son damlasına kadar bitirmek onun hayat gailesidir. Bu defa diğer hamle olarak arkadaşlarınızla aranıza "Fitne Sokma" programına geçilir. Bu bazen onlarla ilgili size ve/veya sizle ilgili onlara saçma sapan bir takım şeyler söyleme şeklinde olur. Bazen hepiniz eşit seviyede ve aynı işlerden mesul iseniz aynı ortamda birinin diğerinden daha iyi iş yaptığını diğerine duyurmak suretiyle olur. Ya da “Merve bu işi sen yapma Ceyda yapsın, ya da sen yapıp ona gönder bana o iş Ceyda’dan gelsin” demek suretiyle araya fitne tohumları serpilir. Eğer hisleriniz zayıfsa bunlara gocunur Ceyda’ya da bilenirsiniz. İşte bu bölücülük hamlesinden sonra artık sizi yok etmesine çok az bir zaman kalmıştır. Top artık sizdedir. Bir iş yerinin daha sonuna gelmişsinizdir. Kariyer sitelerinin biri açılır biri kapanır. Çılgınlar gibi CV’ler güncellenir. Linkedin’de hummalı bir “Bağlantı kurma” çalışması başlar. "Yolun sonuna hoş geldiniz."

Ha bu arada eğer ayrılışınız küfür kıyamet olmadıysa “Veda pastası” kesilir. Haftanın son iş günü gönderilmek üzere hazırladığınız “Veda maili”ni de unutmadan atarsınız. %90’ı hayatınızda bir daha görmek istemeyeceğiniz insanlardan oluşmasına ve bunu bilmenize rağmen yine de iletişim adreslerinizi bir bir yazarsınız. Sorun değil, bu herkesin bildiği bir yalandır. Çünkü bu iş hayatının en ulvi görevidir. O şirketteki son görevinizdir.

İşte bahsettiğim bu "Eziyetçi" insanlar topluluğun en önemli 3 değeri çok ciddi olarak eksiktir. Bunlar; Sevgi, Vicdan ve Merhamet’tir. Psikolojik açıdan bakarsanız da bunların hepsi “Aşağılık Duygusu” ndan kopamamış tiplerdir.

Ne o? Tanıdık mı geldi? Gelmemesi anormal. Eğer bu size hiç tanıdık gelmiyorsa etrafınızdaki o insanlara sıkıca sarılın ve hayatınızdan çıkarmayın. Çünkü artık yok denecek kadar azlar.

Ha bir de böyle tiplerin hiç olmadığı bir şirkette çalışıyorsanız ya rüyadasınızdır kendinizi cimcikleyin! Ya da “Oha lan harbi mi??” diyorum size.


Tüm şirketlerdeki yönetim birer küçük AKP, çalışanlar da ezilen halktır!
Ne yaparsanız yapın 3 şeyden asla vazgeçmeyin: Vicdan, Merhamet ve Sevgi.

Söyleyeceklerim bu kadardı hakim bey :)

Görüşürüz
Ö.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder