TÜM İŞ YERLERİNDE MUTLAKA EN AZ 1 DİKTATÖR VARDIR!
Hani “Ulan seni bana sayıyla mı verdiler” deriz ya veya “Bi bitmediniz ...” deriz. Bu isyanın frekansı çalıştığımız şirketlerde daha da bir
artar.
Şimdiye kadar işittiğim, gördüğüm, duyduğum tüm şirketlerde
mutlaka aynı fabrikadan çıkmış fazlaca böyle tip vardır. Her departmana yayılmıştır bunlar. Bu tipler hep oldu ve
korkarım hep de olacak.
Peki nasıl tiplerdir bunlar? Şöyle;
Mesela bazıları normal şartlarda sosyal hayatımıza asla dahil etmeyeceğimiz, hatta gördüğümüzde yolumuzu değiştirmek isteyeceğimiz tiplerdir.
Mesela bazıları normal şartlarda sosyal hayatımıza asla dahil etmeyeceğimiz, hatta gördüğümüzde yolumuzu değiştirmek isteyeceğimiz tiplerdir.
İş yerinde geçirdiğiniz zamanı, sanki hayattaki tek amaçları
buymuş gibi zehir ederler. İnsanı çıldırtma noktasına vardırıp sinir komasına
sokabilirler. Yolunda gitmeyen her şeyi otomatik olarak başkalarına yıkma
gayretindedirler.
Kendilerinden beklediğiniz işlere sanki siz evden babanızın
işini getirmiş gibi davranarak afra tafra yaparlar.
O koltuklarını koruma sevdasına akla hayale gelmedik
çakallıklar yaparlar. Ne olursa olsun bu koltuktan/mevkiden/”title”dan
olmamalılardır.
Yapılan hiçbir işi beğenmezler (gerçekten beğenmiş olsalar
bile!) Milyarlarca revizyon yaparak ömrünüz geçer.
Hayatlarındaki tek ama gerçekten tek motivasyonları büyük patrona
yaranmaktır. Bu nedenle amaca giden her yol mubahtır onlar için. Patrona
yaranma uğruna yapamayacakları kalleşlik ve alçaklık, söyleyemeyecekleri yalan
yoktur.
Bazen sizi yıldırmaya çalışırlar. Bunun en büyük nedeni sizi
kendinden daha üstün görmesidir. Ama bunu asla kendine bile itiraf edemezler. Tek
nedeni ise oradan kendi isteğinizle veya zorla ayrılmanızdır. Siz onun
yörüngesinden kaybolun da ne şekilde olursa olsun.
Hele ki bu kişi sizin üstünüzde bir mevkideyse olaylar çekilmez
bir hal alır sizin için. İstifa dilekçeniz cebinizde gezersiniz bazen. Çünkü
artık bir müdürden ziyade şirket içerisinde bir diktatör tarafından
yönetilirsiniz.
Mesai bittikten sonra saat 20:00 ve sonrasında telefonunuz aniden çalar. Patronunuz yahut müdürünüzdür. Yarın sabahki ilk iş olarak sizden bir şey hazırlamanızı ister. Bunun anlamı “Evde de rahat yok sana, ırgat gibi çalışıp ben ne istersem onu yapacaksın”dır. Bu telefon görüşmesi esnasında kendisi muhtemelen evindeki koltuğuna deniz anası gibi yayılmış veya arkadaşlarıyla bir Cafe’de Mocha’sını yudumluyor veya Facebook’taki komik kedi videolarını izliyor olabilir. Sizin ise “2 saat oturayım da sonra da vurur kafayı yatarım” hayalleriniz çöp olmakla birlikte uyuyacağınız uyku da haram olmuştur. Sabaha kadar rüyalarınızda o hazırladığınız dosyada çok büyük problemler olduğunu görüp sabah da zombi gibi uyanırsınız.
Bu tipler bazı toplumsal olaylarda çok hassasiyet
gösterebilirler. Örneğin bilmem ne vakfının bilmem ne projesi için size bağışta
bulunabileceğinizi sırf kendisinin de bu çeşit yardımlarda veya desteklerde
bulunduğunu belirtebilmek için söyler. Örneğin her iş çıkışı Gezi
olaylarına desteğe gider ama oradaki ruhu hissettiği için değil, ortamlarda
bunu konuşabilmek içindir.
Sizinle dertleşir gibi yaparlar ama aslında ağzınızdan laf
almaya çalışırlar. Sonra sizden aldıklarını sağa sola, 1’e 1000 katarak
anlatırlar. Ne kadar zaman sonra, sonradan samimi olduğunuz biri bir gün size "Yanlış anlama ama tatlım, sen
benimle ilgili şunları bunları söyledin mi hiç? X Hanım/Bey bana öyle demişti de” diye sorar. O an anlarsın neler dönmüş neler.
Sizi bireysel olarak yıpratmıştır. Ama hala sizden
korkuyordur. Çünkü sizin şirkette bir “Social Network” ünüz vardır. Etrafınızda
başka arkadaşlarınızla mutlusunuzdur. Bu ona batar çünkü sizi kanınızın son
damlasına kadar bitirmek onun hayat gailesidir. Bu defa diğer hamle olarak
arkadaşlarınızla aranıza "Fitne Sokma" programına geçilir. Bu bazen onlarla ilgili size
ve/veya sizle ilgili onlara saçma sapan bir takım şeyler söyleme şeklinde olur. Bazen
hepiniz eşit seviyede ve aynı işlerden mesul iseniz aynı ortamda birinin
diğerinden daha iyi iş yaptığını diğerine duyurmak suretiyle olur. Ya da “Merve
bu işi sen yapma Ceyda yapsın, ya da sen yapıp ona gönder bana o iş Ceyda’dan
gelsin” demek suretiyle araya fitne tohumları serpilir. Eğer hisleriniz zayıfsa
bunlara gocunur Ceyda’ya da bilenirsiniz. İşte bu bölücülük hamlesinden sonra
artık sizi yok etmesine çok az bir zaman kalmıştır. Top artık sizdedir. Bir iş
yerinin daha sonuna gelmişsinizdir. Kariyer sitelerinin biri açılır biri
kapanır. Çılgınlar gibi CV’ler güncellenir. Linkedin’de hummalı bir “Bağlantı kurma”
çalışması başlar. "Yolun sonuna hoş geldiniz."
Ha bu arada eğer ayrılışınız küfür kıyamet olmadıysa “Veda
pastası” kesilir. Haftanın son iş günü gönderilmek üzere hazırladığınız “Veda
maili”ni de unutmadan atarsınız. %90’ı hayatınızda bir daha görmek
istemeyeceğiniz insanlardan oluşmasına ve bunu bilmenize rağmen yine de
iletişim adreslerinizi bir bir yazarsınız. Sorun değil, bu herkesin bildiği bir yalandır. Çünkü bu iş hayatının en ulvi görevidir. O
şirketteki son görevinizdir.
İşte bahsettiğim bu "Eziyetçi" insanlar topluluğun en önemli 3 değeri çok ciddi olarak
eksiktir. Bunlar; Sevgi, Vicdan ve Merhamet’tir. Psikolojik açıdan bakarsanız da bunların hepsi “Aşağılık Duygusu” ndan kopamamış tiplerdir.
Ne o? Tanıdık mı geldi? Gelmemesi anormal. Eğer bu size hiç
tanıdık gelmiyorsa etrafınızdaki o insanlara sıkıca sarılın ve hayatınızdan
çıkarmayın. Çünkü artık yok denecek kadar azlar.
Ha bir de böyle tiplerin hiç olmadığı bir şirkette çalışıyorsanız ya rüyadasınızdır kendinizi cimcikleyin! Ya da “Oha lan harbi mi??” diyorum size.
Ha bir de böyle tiplerin hiç olmadığı bir şirkette çalışıyorsanız ya rüyadasınızdır kendinizi cimcikleyin! Ya da “Oha lan harbi mi??” diyorum size.
Tüm şirketlerdeki
yönetim birer küçük AKP, çalışanlar da ezilen halktır!
Ne yaparsanız yapın 3 şeyden asla vazgeçmeyin: Vicdan, Merhamet ve Sevgi.
Söyleyeceklerim bu kadardı hakim bey :)
Görüşürüz
Ö.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder