Bu yazı, "Bildiklerinizi unutup her şeye yeniden başlayın" yazı dizisinin 3. ve son bölümü niteliğindedir. Akıllarda oluşabilecek "Neden son bölüm" sorularına da kısaca şöyle cevap vermiş olayım; Bu konu -özellikle de son yıllarda- çok hassas ve kötü niyetli kişilerce başka taraflara çekilebilecek bir konudur. Ben sadece Kutsal Kitabın nasıl okunması ve nasıl okunmaMAsı gerektiği hakkında öğrendiğim birkaç şeyi paylaşmak istedim. Kitaptaki sembolik anlatımları Ezoterik birkaç anlatımla birleştirerek yeni bir sayfa açtım ve bunun minik bir kısmını paylaşmak istedim. Dolayısıyla, bu konu hakkındaki her bir detayı, Kuran'daki her bir sureyi tek tek buraya dökmeyeceğim.
Aslında yeni bir bakış açısı ortaya koyarak, dileyenlerin bu bakış açısını geliştirebileceklerini paylaşmak istedim. Bu sebeple, çoğu kafalarda soru işaretleri bırakacak olan bu son paylaşımı yapıp bu yazı dizisine burada son vereceğim. Dileyen bu soru işaretlerini gidermek için çalışabilir, okuyabilir. Sonuçta soru işaretleri hiçbir zaman bitmeyecek, sadece bildiklerimize yenisini ekleyebiliriz.
Bugünkü yazıda bahsetmek istediğim konu; Göklerin ve Yerin 6 günde yaratılışı
"Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (6 evrede) yaratan, sonra da Arş'a kurulup işleri yerli yerince düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmaksızın, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte o Rabbiniz Allah'tır. O halde O'na kulluk edin. Hala düşünmüyor musunuz?" (YUNUS Suresi 10/3)
Göklerin ve Yerin 6 günde yaratılmış olduğunun söylenmesi bilim ve din çevrelerini geçmişten bugüne kadar hep karşı karşıya getirmiştir. Bunun en büyük nedeni bu iki tarafın da bu konudaki (ve hatta hemen hemen tüm ayetleri) ayetleri yüzeysel bir şekilde ele almasından dolayıdır. Bu anlatımlarım sembolik anlatımlar olduğunu hiçbir zaman hesaba katmadılar. Hatta bu biraz da işlerine gelmiş bile olabilir. Aslında Kuran-ı Kerim'i dışlamak isteyenlerin en çok da üzerinde durdukları ayetler hep bu ve buna benzer ayetler olmuştur. Çünkü bu ayetler çıplak anlamıyla ele alınırsa bunların bilimsel olarak bir karşılığı yoktur. Bu ve buna benzer tartışmaları ortadan kaldırabilmek için ayetleri dışsal (harici) anlamından ziyade içsel (batıni) anlamına geçebilmek gerekir.
Kuran-ı Kerim'de birden çok kez 7 kat gök tanımlaması yapılmış ve bu konu üzerinde durulmuştur. Buradaki ayette de benzer şekilde 6 günde yaratma ve sonrasında yani 7. günde Allah'ın Arş üzerine kurulup işleri yerli yerince bir düzene oturttuğundan söz ediliyor.
Bu sembolü anlayabilmek veya daha farklı bir bakış açısı edinebilmek için ilerleyen satırlarda, Mısır İnisiyasyonunda önemli bir yere sahip olan Atlantisli Bilge Thot'un Kitabından bir bölüm okuyacaksınız;
Thot'un Kitabındaki 7 günde yaratma sembolü
"Thot bir gün varoluşun kökenini derin derin düşündükten sonra uyuyakalmıştı... Bedenini ağır bir uyuşukluk içinde hissediyordu. Bedenindeki bu uyuşukluğa paralel olarak ruhu da uzaya doğru gitgide yükselmeye başlamıştı. Tam o sırada tarif edilebilecek bir şekle sahip olmayan ilahi bir varlığın kendisini ismiyle çağırdığını farketti. Korkuya kapılan Thot: "Sen kimsin?" diye sordu.
-Ben Osiris'im... En yüce Zeka'yım... Her sırrın örtüsünü kaldırabilirim... Sen ne istiyorsun?
-Ey İlahi Osiris! Varlıkların ve varoluşun kaynağını seyretmek ve Tanrı'yı tanımak istiyorum...
Osiris kesin bir dille cevap verdi:
-"Arzun yerine gelecek."
Bu kısa konuşmanın ardından benliğini kaplayan ağırlık yerini büyük bir hafifliğe bırakmıştı...
Thot, kendisini büyük bir huzur ve iç aydınlanma sağlayan bir ışığın içine gömülmüş olduğunu hissetmeye başlamıştı. Bu saydam ışın demetlerinin içinden, hayranlık uyandırıcı güzellikte şekiller geçmekteydi.
Ancak birden bire her şey değişivermiş ve üzerine aniden, içinde canavarımsı şekillerin bulunduğu korkunç karanlıklar çökmeye başlamıştı.
Koyu gri sisler içinde, iç karartıcı böğürmelerin duyulduğu rutubetli soğuk bir girdabın içine yuvarlanıvermişti. Girdabın içinden döne döne düşerken, ne dediği anlaşılmayan bir ses yükselmişti. Bu ses, ışığın sesiydi... Ne dediğini anlamasa da, bu sesi duyar duymaz rutubetli ve soğuk karanlık girdabın derinliklerinden insanı yakmayan büyük bir alev yükselmiş ve Thot'u üzerine alarak, onu bu karanlıklar girdabından yukarılara doğru hızla çıkartmaya başlamıştı. Bu alevle birlikte yükselen Thot, kendisini pırıldayan yıldızların süslediği, uzayın ferahlatıcı atmosferinin içinde bulmuştu. Alevin çevreye saçtığı pırıltılar çok tatlı bir sesle uzayın derinliklerinde kaybolup gitmişti...
Tüm uzayı ışığın sesi doldurmuştu... Aşağıda yeryüzü, yukarıda gökyüzü... İkisinin tam ortasında ise Osiris, boşlukta asılı duruyordu... Her şey bir anda olup bitmiş ve Thot şaşkınlık içinde Osiris'e bakıyordu. Osiris Thot'a: "Gördüklerinin anlamını kavradın mı?" diye sormuş, "Hayır" cevabını alınca da sözlerine şöyle devam etmişti:
-"Peki!... Öyleyse olan biteni az sonra öğreneceksin. İlk gördüğün ışık Tanrılar'ın dünyası, daha sonra içine daldığın karanlık ise, içinde insanların yaşam sürdüğü maddi alemdir.
Derinliklerden fışkıran ateşe gelince, o İlahi Kelam'dır. Tanrı Baba'dır, Kelam da Oğul. Her ikisinin oluşturduğu bütünlük ise Yaşam'dır."
Bu açıklamanın üzerine, Thot zihnine takılan kendisiyle ilgili bir soru sorar:
-."Bende nasıl bir içsel güç gelişim gösterdi ki, beden gözleriyle değil de, gönül gözleriyle görmeye başladım?"
-"Toprağın çocuğu! Kelam sendedir de ondan. Sende bulunup da hareket eden, gören ve işiten şey Kelam'ın ta kendisidir. Kutsal Ateş senin içinde gizlidir."
-"Bu herkes için geçerli midir? Yoksa sadece bana mı özgüdür?" diye soran Thot'a Osiris'in cevabı son derece kısa oldu.
-"Kutsal Ateş herkesin kalbinde gizlidir. Ancak onu sadece inisiyeler uyandırabilir."
Thot Osiris'e hitaben şöyle bir dilekte bulunur:
-"O halde bana bu İlahi oluşumun işleyişini ve insanların bu dünyaya geliş ve gidiş serüvenlerini gösterir misin?"
Bunun üzerine Osiris Thot'a gözlerini kapatıp arkasına yaslanmasını söylemişti.
Thot kendisini bir anda uzayın derinliklerinde buldu... Bir göktaşı gibi uzayda süzülüyordu... Sonra taş gibi ağırlaşmaya başladığını hissetti... Hızla karanlık bir tünelin içinden geçip dağlık bir arazide yere indi. Kendisini bir dağın zirvesinde bulmuştu... Vakit geceydi. Yerküre karanlık ve çıplaktı... Vücudunun tüm uzuvları gülle gibi ağırlaşmış, hareket etmekte bile güçlük çekiyordu... Derken gökyüzünden yeryüzünü kaplayan Osiris'in sesini işitti:
-Gözlerini yukarıya kaldır da bak!..
Birbiri üzerine binmiş eş merkezli ışıklar saçan yedi kubbe yeryüzünü Doğu'dan Batı'ya kadar kaplamıştı. En sonuncusunun üzerini ise Samanyolu sarmaktaydı.
Her biri şeffaf camdan yapılmış gibi duran ve içleri pırıl pırıl ışıklarla donatılmış yedi katlı gök tüm heybetiyle yukarıda duruyordu. Her kürede gezegene benzeyen farklı renkteki bir ışık dolanıp durmaktaydı. Bu ışık toplarına da yine farklı görünümdeki melekler eşlik etmekteydiler. Melekler ışık toplarının sürekli yanında bulunmakta, adeta onları görüp gözetmekteydiler.
Bu olup bitenleri hayranlıkla seyre dalan Thot, Osiris'in şu sözleriyle irkildi:
-Bak... Dinle... Ve anla...
Thot olup bitenlere pek bir alam veremiyordu. Bunu fark eden Osiris tekrar sözü ele aldı ve olup bitenleri açıklamaya başladı:
-Her türlü yaşama imkan veren şu yedi kubbeye bak. Bunlar hiyerarşik bir düzende sıralanmış olan göğün yedi katlarıdır. Ruhların aşağıya inip sonra tekrar yukarıya tırmanışları bu kubbelerde cereyan eder. Her birinin içindeki Yedi Melek, İlahi Kelam'ın yedi ışınıdır. Her biri ruhların varoluşunun bir yönüne kumanda etmektedir.
1.Kat (Ay Meleği)
Endişeli endişeli tebessüm ederken gördüğün başında gümüş olarak taç giymiş olan, doğum ve ölüm süreçlerini kontrol etmektedir.
2. Kat (Merkür Meleği)
Onun üstünde yer alanın görevi bilim yüklü sihirli asasıyla aşağılara inen ve yukarılara çıkan ruhlara yol göstermektedir.
3. Kat (Venüs Meleği)
Onun hemen üstündeki meleğin elindeki aynaya bakanlar kendilerini tanımaktadırlar.
4. Kat (Güneş Meleği)
Onun da üstündeki elinde meşale tutan melek, ahengi, güzelliği ve saflığı kollar ve geliştirir.
5. Kat (Mars Meleği)
Daha da yukarılardaki elinde kılıç tutan melek evrensel adaleti yerine getirir. Varlıkların ne ekerse onu biçmesi, bu meleğin yönettiği yasalarla gerçekleşir.
6. Kat (Jüpiter Meleği)
Gök mavisi kürede tahtın içinde oturan melek ise, İlahi Zeka'nın sembolü olan Yüce Kudret Asası'nı taşımaktadır.
7. Kat (Satürn Meleği)
Göğün en üst noktasında ise, Bilgelik Küresi'ni taşıyanmelek bulunmaktadır.
Osiris'in az önce açıklamalarına karşılık olarak Thot şunları söyler:
-"Evet!... Görünen ve görünmeyenler alemleri içeren yedi bölgeyi görüyorum. Bu yedi bölgenin hepsine nüfuz eden ve hepsini yöneten Işık Kelam'ın yani biricik Tanrı'nın Yedi Işını'nı görebiliyorum. Ama ey benim yüce mürşidim, insanların bu alemdeki seyahatleri nasıl gerçekleşmektedir?"
Osiris tekrar açıklamalarına başlar:
-Samanyolu bölgesinden yedinci küreye düşen şu ışıklı tohumu görüyor musun? Bunlar Satürn bölgesine geldiklerinde kaygıdan ve tasadan uzak mutluluk içinde fakat mutluluklarının farkında olmadan yaşayan hafif buhar gibi şeylerdir. Ama Satürn bölgesinden daha aşağı bölgelere düşerken gitgide ağırlaşan bedenlere bürünürler. Her bedenlenişte içine girdikleri ortama uyum sağlarlar ve pırıltılarını gittikçe kaybederler. Bu, içine girdikleri ortamların bir zaruretidir. Kendi ışıklarını azaltmadan daha aşağı ortamlara uyum sağlayamazlar. Yaşamsal enerjileri artmaktadır ama kaba bedenlere girdikçe o semavi kökenlerinin anısını gitgide unutmaktadırlar. İşte ruhların aşağılara inişleri böyle gerçekleşmektedir.
Dünyaya geldiklerinde maddeye daha da bağlanmaya, bir beden içinde yaşam özlemiyle daha da sarhoş olan ruhlar, kendilerini maddi zevkler peşinde koşarken bulurlar ve eski anılarını tamamen unuturlar. Onlar için şehvet ve maddi zevkler yaşamlarının ana gayesi haline gelir. Beden içinde yaşarken İlahi Yaşamı boş bir düş gibi hayal etmekten başka bir şey yapamayan insanların dünyası işte böyle bir dünyadır... Ancak inisiyeler bilir ki, ruh göğün evladıdır. Aranızda böyle inisiyeler vardır ve sen de onlardan biri olacaksın."
Yukarıda anlatılanların, Thot'un Atlantis'teki eğitimi sırasında bizzat Thot'un başından geçenleri dile getirdiğini tahmin etmekteyiz. Belli ki daha sonra Thot bu olanları kaleme almış ve "Thot'un Kitabı" olarak bilinen inisiyatik bilgileri oluşturmuştur. Thot gerçekten de inisiye olmuş hatta bununla da kalmayarak bu sırları "Osiris Öğretisi" adı altında Mısır'a getirerek, Tufan sonrasında da bu bilgilerin yaşamasına olanak sağlamış.
Anlatım son derece sade ve basit. Yer yer sembolik anlatımlar bulunsa da, anlatılmak istenen meselenin özü rahatlıkla anlaşılabilecek durumdadır. Ruhsal varlığın en incesinden en kabasına doğru farklı boyutlardaki maddi alemlere nasıl süzüldüğünü tüm açıklığıyla dile getirilmiş. Böylelikle evrenin yedili yapısı da açık bir şekilde anlatılmıştır. "Beden içinde yaşarken İlahi Yaşamı boş bir düş gibi hayal etmekten başka bir şey yapamayan insanların dünyası işte böyle bir dünyadır..." sözüyle bu dünyaya doğan varlıkların unutma sürecine girdikleri anlatılmaktadır.
Metinde geçen Satürn Bölgesi yukarıda görüldüğü gibi yedi katlı göğün (Ruhsal İdareci Planların) en üst kısmında yer alan bir planın sembolik ismidir. Bu ezoterik sembol başka toplumların ezoterik anlatımlarında da geçer. Bu sembolü kullananlardan biri de Batıni Ekol'ün Anadolu'daki en önde gelen uygulayıcılarından Mevlana'dır.
Mevlana'nın hemen hemen tamamen açık bir şekilde dile getirdiği konulardan biri de Evrensel İdare Mekanizması ve bu mekanizmanın dünyamızla olan bağlantılarıdır. Bu konuya kitaplarında hayli yer vermiştir. Bunlardan konumuzla direk ilgisi olan bir bölüm;
Mesnevi'de İdris Peygamber'in bir enkarnasyonunda 8 yıl Satürn'de (Zuhal) öğrenim görüp inisiye olduğu, Dünyaya döndüğünde de astrolojiyi ve astronomiyi uygulayıp öğrettiği şu dizelerle anlatılmaktadır:
"İdris yıldızların cinsindedi. Onun için 8 yıl Zuhal'de kaldı.
Zuhal, Doğular'da da onun dostu oldu, Batılar'da da.
Herhalde onunla konuştu, onun sırlarına mahrem oldu.
Kaybolduktan sonra tekrar Dünya'ya gelince, yeryüzünde yıldızlar bilimine dair dersler verdi."
Bu ve buna benzer birçok kaynak ve en önemlisi Kuran-ı Kerim'deki ayetlerle de tarama yapılırsa, İdris Peygamber ile Thot'un aynı kişiler olduğu söylenir. Mevlana'nın bu dizelerine de bakılırsa Thot'un Kitabıyla ne kadar paralel oldukları ortaya çıkıyor aslında.
Satürn'de eğitim görmek, Satürn'le irtibata girmek ezoterizmde de genel olarak bir vahiy sistemini anlatır. Aynı zamanda 7 kat göğün sırrına varmak demektir. Ve belirtildiği gibi bu sırra ancak inisiyeler ulaşabilir.
Kuran-ı Kerim'de de bu ezoterik bilgileri doğrular nitelikte bazı ayetler vardır. Bu ayetlerin öncesinde birtakım peygamberlerin Hz. Muhammed Peygamberce anılması istenir ve sıra İdris Peygambere gelir:
"Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi. Onu yüce bir makama yükselttik." (MERYEM Suresi 56-57)
Ayetin hemen devamında İdris Peygamber'in Tufandan önceki nesle ait bir kişi olduğu son derece açık bir şekilde anlatılmaktadır:
"İşte bunlar, Adem'in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebilerdir." (MERYEM Suresi 58. Ayet)
Thot'un Kitabına devam edelim...
"Thot Osiris'in kendisine izlettiği bu vizyondan çok etkilenmişti. Ancak aklına bazı sorular takılmıştı:
-Dünyaya gelen bu ruhlara sonra neler oluyor? Bu madde girdabından kurtulamamak diye bir şey söz konusu olabiliyor muydu?
Zihninden bu sorular geçerken, Osiris'in kendisine gösterdiği vizyon da yavaş yavaş silinmeye başlamıştır. Bir ara Osiris'in o muhteşem görüntüsüyle karşı karşıya geldi ve ardından Thot kendisini siyah bir bulutun içinde buluverdi. Ancak bu sefer gördükleri hiç de iç açıcı şeyler değildi.
Canavarımsı hayvanları andıran garip mahluklar tarafından parçalanmakta olan çaresizlik içindeki insanlar bu kez gözünün önünde canlanmıştı... Çevresini çok korkunç bir manzara kaplamıştı.. Pırıltılar içindeki bu dünyadan, sanki yer altındaki zindanlara inmiş gibiydi...
Derken yine Osiris'in sesi duyuldu:
-Kendilerini bu girdaptan kurtaramayan ruhların kaderi budur işte!... Onların bu ısdırapları ancak, tam bir şuur kaybı demek olan, tahrip oluşlarıyla birlikte sona ermektedir."
Burada yeniden araya girip birkaç bilgi vermek gerekiyor:
Metapsişik çalışmalar ve ezoterik öğretilerde de çok sıklıkla kullanılan "Tahrip olmak" kavramı, metapsişik ve ezoterik öğretilerde "Astral Yanma" olarak tanımlanır. Bu kavram Kuran-ı Kerim'de ise "Helak olmak" olarak tanımlanır.
Maddeye bağlanabilmek için kendi ışığını azaltmak zorunda kalan varlık, dünyada yaşarken astral yapısında da çok büyük bir kabalaşmaya maruz kalır. Astral yapısı kabalaşan ve adeta bir kabuk gibi varlığın iç ışığını bedensel yaşamına aktarmasına engel olan bu sonuçla her varlık karşılaşmaktadır. Her varlık bu dünyadan ayrılıp asıl vatanına dönerken bu astral kabuktan kurtulma zorunluluğu ile karşı karşıya gelir.
İnisiyasyonun asıl amacı işte bu kabuğu henüz daha dünyadayken yok etmektir. Ancak Kutsal kitabımıza göre herkesin bu kabuktan kurtulması gerekmektedir. Bu kabuklardan kurtulmanın yolu da Kitap'ta bize anlatıldığı gibi Pozitif enerjiler içinde kalabilmektir. Çünkü bu tortuyu yaratan ana etken Negatif enerjilerdir. Görüldüğü gibi çaresi son derece basit ama uygulaması ise son derece zor olan bir çalışmadır bu. Tüm dinlerin insanları neden pozitif alana yöneltmeye çalıştığının sebebi işte burada yatmaktadır. Aslına bakarsanız, dinlerde uygulanan çeşitli ibadet ve ayinlerle de bu gerçekleştirilmeye çalışılır ancak günümüzde bu ne kadar farkındalık yaratan bir konu, o tartışılır.
Kitaba geri dönelim:
"Sıra aşağıya inen ruhların tekrar yukarı çıkış süreçlerini Thot'a göstermeye gelmişti. Tekrar gökyüzünü kaplayan 7 katlı gök, Thot'un gözü önünde canlandırılmıştı.
Osiris, birinci kubbeye çıkmaya çalışan birkaç ruhu göstererek şunları söylüyordu:
-Birinci kubbeye doğru çıkmaya çalışan şu ruh topluluğunu görüyor musun? Bir kısmı Dünya'ya doğru tıpkı fırtınaya tutulmuş kuşlar gibi düşmekte.Diğer bir kısmı da, var güçleriyle bir üst kubbeye ulaşmak için büyük bir çaba sarfetmekteler. Ve sırayla kubbeleri teker teker geçiyorlar. Her bir üst kubbeye tırmandıkça nasıl da parıldadıklarını görüyor musun? En üst kubbeye varabilenler için bu serüven sona ermektedir.
Bu birkaç dakika içinde gördüklerin yüzyıllarca süren insanlık tarihinin kısa bir görünümünden ibarettir. Ve bu serüven hala devam etmektedir. Bu yol, inenler ve çıkanlarla doludur... Ve şunu asla unutma ki, inmiş olanlar bir gün mutlaka yeniden çıkmak zorundadırlar. Bu onların değişmez kaderidir. Ancak bunun hiç de kolay bir şey olmadığını görüyorsun. Umarım gördüklerini anlıyorsundur...
Thot büyülenmiş gibi olduğu yerde hareketsiz donup kalmış, kendisine seyrettirilenleri takip etmeye çalışıyordu. Osiris'in ne anlatmaya çalıştığını anladığını belirtmek için başını hafifçe aşağıya doğru eğdi.
-Bu çıkışı başarabilmem için ne yapmam gerekiyor?
-Ruhunu yükseltebilmek için fazlalıklarından kurtulman gerekir. Ruhunu hafifleştirmeye bak. Yedi kubbeyi tırmanan ve içinden geçtikleri bölgelere kıvılcımlar saçan şu uzaklardaki ruhların uçuşlarını seyrederek, kararmış manevi varlığını günlük güneşlik hale getirmeye çalış. Zira sen de onları takip edebilirsin. Yücelmek için istemek yeterlidir. Etrafa nasıl dağıldıklarına ve ilahi gruplar oluşturduklarına bir bak. Her biri kendilerine uygun bölgelere kadar yükselip, o bölgenin meleğinin kanatları altında toplanmaktalar. Bu yedi bölge hep bir ağızdan şunu söylemektedir:
"Bilgelik... Aşk... Adalet... Güzellik... Görkem... Bilim... Ölümsüzlük...""
Bu son paragrafta çok önemli ve öte alemin çok belirleyici bir özelliği dile getirilmiştir. Bedenini terk eden varlığın öte alemde kendisine uygun bir bölgede yer edinebildiğinden bahseder. Bu şimdiye kadar gerçekleştirilen metapsişik çalışmalarda da anlaşılmış olan bir durumdur.
Metapsişik çalışmalarda "Spatyom", dinsel terminolojide ise "Ahiret" olarak isimlendirilen öte alemin maddesel yapısının, çok yüksek titreşimli maddelerden oluştuğu ve bu oluşumun da kendi içinde en kabasından en süptiline kadar çeşitli merhalelerden meydana geldiği söylenmektedir. Metapsişik çalışmaları takip edenler bilirler, bedenini terk eden her varlık, astral bedeniyle bu mekana intikal etmektedir. Dünyada yaşarken astral bedenimizi ne kadar inceltebildiysek yani astral tortularımızdan ne derece arınabildiysek, öte alemde o kadar yüksek seviyelerde bir yer edinmemiz mümkün olabilecektir. Bu tamamen kendiliğinden gerçekleşen bir süreçtir. Öte alemin hangi vibrasyonel kısmına astral bedenimiz senkronize olursa, orada bir yer edinmemiz kaçınılmaz olacak, istesek de öteki mertebelere geçiş mümkün olmayacaktır. Thot'un kitabında da tek cümleyle özetlenen budur: "Her biri kendilerine uygun bölgelere kadar yükselip, o bölgenin meleğinin kanatları altında toplanmaktalar."
Bunca uzun lafın kısası aslında şudur:
"Dönüşümüz O'nadır."
"Hepinizin dönüşü ancak O'nadır. Allah bunu bir gerçek olarak vaad etmiştir. Şüphesiz o başlangıçta yaratmayı yapar, sonra iman edip salih ameller işleyenleri adaletle mükafatlandırmak için onu (yaratmayı) tekrar eder. Kafirlere gelince, inkar etmekte olduklarından dolayı, onlar için kaynar sudan bir içki ve elem dolu bir azap vardır." YUNUS Suresi (10/4)
Surenin devamında gelen ayetler de insanın seçme özgürlüklerini istedikleri gibi kullandıklarını ve bu seçimlerinin sonuçlarıyla karşılaştıklarını anlatmaktadır:
"Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olanlar var ya işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir... Eğer Allah insanlara, onların hemen hayra kavuşmayı istedikleri gibi, şerri de acele verseydi, elbette onların ecellerine hükmolunurdu. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları, kendi azgınlıkları içerisinde bırakırız." YUNUS Suresi (7,8,11 Ayetler)
Umarım keyifle ve iştahla okumuşsunuzdur.
Bundan sonraki yazılarımda yine dünyamız içerisindeki sorunlar veya herhangi bir şeylerden bahsedeceğim. Gerçek dünyaya geri döneceğim yani :)
Görüşürüz
Özge
Faydalanan Kaynaklar;
Kuran-ı Kerim Meali (Diyanet İşleri Başkanlığı, Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş,Yavuz, Elmalılı Hamdi Yazır)
Ergun Candan (Kuran-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
Sembolizm ve Ezoterizm ile ilgili Çeşitli web siteleri