BİLDİKLERİNİZİ UNUTUP HER ŞEYE YENİDEN BAŞLAYIN - 1
Uzun süredir yazamıyordum. Bu zaman içinde biraz kendime çalıştım. Okudum, düşündüm, yine okudum ve yine düşündüm. Okudukça aydınlandım, düşündükçe korktum.
Yaşadığımız dünya içerisinde çok tehlikeli bir hale getirilen "Din" konusunu okuyup sorgularken, gelinmesi gereken noktayı tabi ki yakalayamadım ancak, bir önceki "Ezberci" halimden de en az bir adım önde olduğumdan eminim.
Çünkü bir şeyi fark ettim ki; "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem olsa, deniz de arkasından 7 deniz de katılarak yardımcı olsa (mürekkep olsa) Allah'ın kelimeleri tükenmez. Allah Azizdir, Hakimdir. (Lokman Suresi 27.Ayet)"
Tarih boyunca yeryüzüne Peygamberler inmiş, insanlık "akıl ve düşünce" mucizesine sahip olduğu halde insanları yine de uyarmak için kitaplar ve vahiyler indirilmiştir. Ancak "akıl ve düşünce" mucizesine sahip olan varlıklarımız aynı zamanda "nefis" sahibi olduğundan aşırılıklara kaçarak bugünkü deyimimizle "İnsanlıklarından çıkmış" duruma gelmiş, tarih boyunca yaşanan mucize ve uyarıları dikkate almamış, aksine yalanlamış ve tahrip etmiştir.
Bugün, hangi dine mensup olursa olsun, çok çok az sayıda insan gerçekten kutsal kitaplarda bulunan uyarıların ne anlama geldiğini anlayabiliyor. Kuran-ı Kerim'den önce inen kitapların sonradan değiştirildiğini zaten bilmeyen yoktur herhalde... Ancak son olarak inmiş olan Kuran-ı Kerim'in değiştirilmediği varsayılıyor. Aslında bu kitabın değiştirilmemesi tüm insanlık için büyük bir şans iken, bu defa Kitabın kelamlarını istedikleri gibi çevirerek, veya kitabı bir kenara bırakıp hadisleri kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, diledikleri yöne çekebiliyorlar. Halbuki Kuran'da şimdiye kadarki tüm peygamber ve dinlere yemin yok mudur? Sadece tek bir örnek;
"De ki; "Allah'a, bize indirilene (Kuran'a), İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve Yakuboğullarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilene inandık. Onların hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ona teslim olanlarız." Kim İslam'dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul edilmeyecek ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır" (Al-i İmran 84-85)
Burada şu dipnotu vermek isterim; "İslam" Arapça bir kelimedir. "Boyun eğmek, teslim olmak ve itaat etmek" anlamına gelir. Dolayısıyla Kuran-ı Kerim anlamı itibariyle diğer dinlere de "İslam" ismiyle yaklaşmış ve aslında o kapsamda değerlendirmiştir. Neredeyse tüm peygamberleri tek tek saydıktan ve "onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz" dendikten sonra İslam'dan başka bir din aramayın denmesi bu yüzdendir. Yoksa herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Bu yaklaşımla dinlerin birliğini ve aynı kaynaktan beslendiklerini çok net olarak görebiliriz.
Ülkemizde veya diğer Müslüman ülkelerde herkes Müslüman olduğunu gururla söyler ancak insanların belki de %90'ından daha fazlası tek rehber olan Kutsal Kitabı açıp okuyup anlamaya çalışmaz. Hep başkalarının bu kitaptan okuyup kendilerine anlatılmasını beklerler. Aslında çoğu anlatılmasını da beklemez, bundan daha ziyade "Cennete gidebilmek için" ne yapması gerektiğinin, birileri tarafından kendilerine söylenmesini isterler.
Kitapta söylenenleri anlamadıktan sonra hatim indirmenin de çok bir manası olmasa gerek.. Arapça bilmeyen bir insanın Kuran'ı orijinal dilinde okuması, ona sadece "tınısal" olarak transa geçiş gibi bazı hisler dışında hiçbir şey vermez. Sesin gücü; seslerin tek tek astral özelliklerinin ne olduğunu, bileşimlerinin nasıl etkiler yarattığını, bu etkilerin canlı/cansız nesneler üzerinde hangi sonuçları meydana getirdiğini, yine bu etkilerin en üst boyutta olabilmesi için bu seslerin ne şekilde çıkartılması gerektiğini, yani sesin tonu/şiddeti/telaffuzu, nefes ve düşüncelerle uyum ilişkisini inceleyen, kökeni çok eskilere dayanan bir bilimdir. Eskiden inisiyeler, spiritüel enerji ve transa geçişte ses gücünden yararlanırlardı, bazı sesler ve tınılardan trans denilen yarı uyku haline geçiş sürecinde faydalanırlardı. Ama 1 dakika! Onlar zaten "İnisiyeler"di. Hayat ve hayat dışındaki tüm konular hakkında zaten inanılmaz bilgiye sahip kimselerdi. Peki ya biz? Kutsal Kitapta anlatılanları kaç kere okuyup anlamaya çalıştık? Orada bahsedilen geçmişte yaşanan "Hikayeler" gerçekten de bir masal(!) mı yoksa üzeri örtülü olarak bir şeyler mi anlatılmaya çalışılıyordu?
Kuran'da da geçen "Biz onu sana, aklınızı çalıştırasınız diye, Arapça bir Kuran olarak indirdik."(Yusuf Suresi 2. Ayet)
Bu konuda bir diğer ayet ise;
"...Onlar ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine yorumu gelmemiş olan bir şeyi yalanladılar. Kendilerinden öncekiler de (peygamberleri ve onlara indirilen kitapları) böyle yalanlamışlardı. Bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu. Şüphesiz Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler." (Yunus Suresi 39-44)
Bu ayette tam olarak söylenmek istenen şey şudur; "İlmini kavrayabilmek için yorum gerekir". Yorum demek o bilgiyi anlamak, idrak edebilmektir. Yorum yapabilmek için de inisiyatik bilgi sahibi olmak gerekir. İşte tam da bu yüzden Kuran-ı Kerim geldikten sonra tasavvufi çalışmalar ortaya çıkmış ve bu bilgilerin anlaşılabilmesi için büyük bir çalışma ve eğitim başlatılmıştı. Bunun nedeniyse Kuran'da da diğer dini metinlerde olduğu gibi aktarılan bilgilerin bazılarının sembollerle ifade edilmesiydi. (Neden sembollerle ifade edildiğinin de bir nedeni var ancak bu konuya burada değinmeyeceğim) Ancak ne yazık ki, asırlarca devam eden tasavvufi çalışmaların bilgi birikimi ile değil, harici eğitim sisteminin eksik/yanlış bilgileriyle insanlara Kuran-ı Kerim'in yorumları aktarılmış, geçmişteki bu değerli tasavvufi çalışmalardan büyük oranda uzaklaşılmıştır. Hatta şuanda Diyanet İşleri Başkanlığı bile tasavvufi gerçek bilgiye yeterli ilgiyi göstermiyor, adeta harici görüşün temsilciliğini yapıyor.
Dikkat edilmesi gereken diğer husus ise kitabın, o dönemin şartları dikkate alınarak okunması gerektiğidir. Kuran-ı Kerim halk üzerindeki bazı alışkanlıkları hemen o günün şartlarında değil, zamana yayarak kaldırmayı hedeflemiştir. Ancak bu durum bugün bile hala "Müslümanlıkta kadının hakkı yoktur", "Bir erkek 4 kadın alabilir" gibi ifadelerle insanlara aktarılmakta, din adeta kusurluymuş gibi gösterilerek insanlık kutuplaştırılmaktadır. Halbuki aşağıdaki Nur Suresi'nin 33. ayetine bakacak olursak;
"...Sahip olduğunuz kölelerden "mükatebe" yapmak isteyenlere gelince, eğer onlardan bir hayır görürseniz onlarla mükatebe yapın. Allah'ın size verdiği maldan onlara verin" (Nur Suresi 33. Ayet)
Bu ayet, o dönem çok yaygın olan "Kölelik - Cariyelik" sistemi göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Aslen Kuran'da da, bu sistemin hemen o günün şartlarında değil, zamana yayarak kaldırılmasının hedeflendiği görülüyor. Düşünsenize, zaten Hz. Muhammed bir halka kendisinin peygamber olduğunu anlatırken her türlü hakareti işitmiş hatta kendisine "Deli", "Meczup" bile denmişti. Bir de keskin değişiklikleri emretmesi, Müslümanlığı yayma görevinin daha başlamadan bitmesine neden olabilirdi. Bu tip değişimler yavaş yavaş yapılmalıydı -ki zaten zaman geçtikçe bu tip durumların ortadan kalktığını görüyoruz-.
Önemli olan bir diğer nokta ise, yanlı olmamak adına kitabın birkaç farklı meal ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğidir. Örneğin Diyanet İşleri Başkanlığının son çevirisinde birçok yerde parantez içi açıklamalar eklenerek ayetin anlamı tamamen değiştirilmiştir. Halbuki bu durum, Diyanet İşleri Başkanlığının önceki çevirilerinde söz konusu değildi (!) Olabildiğince net ve ekleme yapılmamış bir meal bulursanız işte o zaman bilginin gücünü elde edebilirsiniz.
Aslında değinmek istediğim çok başlık var bu konu ile ilgili ama şu konuya da değinmeden geçemeyeceğim;
Hadis Kültürü
Hz. Muhammed'in en büyük mücadelelerinden biri Kuran-ı Kerim'in dışında bir din kaynağının ortaya çıkmasını engellemek olmuştur. Hatta bunun için kendi sözlerinin yazılmasına müsaade etmemiş, kendisinden habersiz yazanlara da yazdıklarını imha ettirmiştir.
"Peygamber "Ey Rabbim! Kavmim şu Kuran'ı terk edilmiş bir şey haline getirdi"dedi" (Furkan Suresi 30. Ayet)
Bu ayette çok önemli bir tespitte bulunulmuş ve Kuran-ı Kerim'in terk edildiğinden söz edilmiştir. Tarihi incelediğimizde gerçekten de öyle olmuş ve aradan geçen süre içerisinde, Kuran-ı Kerim bir kenara bırakılarak bazı harici İslam yorumcuları tarafından hadisler birinci plana çıkartılmış ve halka anlatılan İslam kültürü bu bilgilere dayandırılmıştır. Bu ayette resmen bir serzeniş bir şikayet vardır. Bu ayet adeta geleceğe tutulmuş bir ayna gibidir. Gelecekte ortaya çıkacak olan manzara daha o günlerde bu şekilde dile getirilmiştir. Baktığınızda din Kuran dini ama kitlelere yön veren inanılmaz bir Hadis kültürü ve külliyatını kendine ilke edinmiş harici İslam yorumcuları var.
"Bu, kendisinden şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir." (Bakara Suresi 2. Ayet)
Buradaki tespit de yine bir önceki gibi kendisinden şüphe olmayan, yani kuşku ve çelişki olmayan kitap anlamında belirtilmiş olduğundan çok önemlidir. Eğer Kuran'ın sembolik anlatımı çözülebilirse, içinde hiçbir tutarsızlığın olmadığı net bir şekilde ortaya çıkar.
Ama baktığımızda bugünkü İslamiyet inancı içerisinde birbiriyle çelişkili yüzlerce mezhep ve bir o kadar da farklı anlayış ve yorumlarla karşılaşıyoruz. Bunun ana nedeni sembolik bilgilerin farklı yorumlanmasıdır. Bir diğer nedeni ise hadislerdeki farklı ve birbiriyle çelişen bilgilerdir.
"Hadis"'in kelime anlamı söz, haber demektir. Türkçe'de kullandığımız Hadis kelimesi ise Hz. Muhammed'in sözleri olarak yorumlanıyor. Bunlar Hz. Muhammed'in ölümünden 200 yıla yakın bir zaman sonra bir araya getirilmiştir. Bu dönem mezhepsel çekişmelerin ve tartışmaların İslam dünyasında çok yoğun olarak yaşandığı bir tarihti. Hadis külliyatını oluşturanlar veya hizmet edenler ne kadar titiz davranırsa davransın hiçbiri Kuran'ın kendisi kadar "kendinden şüphe olmayan" bir kitap özelliğinde olamaz. Zaten eğer hadislerin yazılması ve bir kitap haline getirilmesi istenseydi Hz. Muhammed ve çevresindeki çekirdek kadro bunun için o dönemde çalışmaya başlardı. Aksine istememiş, imha ettirmiştir. Hatta bu Hadis kültürü ile ilgili 10.yy'da araştırma yapan ve en az 100.000 hadisi ezbere bildiği söylenen Dari Kutni şöyle demiştir;
"Yalan hadisler arasında sağlam hadis, siyah öküzün derisindeki tek tük beyaz kıl kadardır"
İşte bu nedenle tartışmasız temel kaynak sadece ve sadece Kuran-ı Kerim'dir. Önemli olan Kuran'ın doğru ve anlamaya çalışarak okunmasıdır. Emin olun inisiye bilgilerle birlikte değerlendirilerek okunduğunda aydınlatıcı olan tek kaynağın bu olduğunu siz de göreceksiniz.
Son sözü ünlü Sufi Muhyiddin Arabi'nin sözüyle bitirelim;
"Din 2 türlüdür. Biri Allah katında Allah'ın bildirdiği kimse ile o kimselerin bildirdiği kimseler nazarında malum olan, öteki de halk nazarında bilinen dindir."
Faydalanan Kaynaklar;
Kuran-ı Kerim Meali (Diyanet İşleri Başkanlığı, Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş,Yavuz, Elmalılı Hamdi Yazır)
Ergun Candan (Kuran-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
İnisiyasyon ve Ezoterizm ile ilgili Çeşitli web siteleri

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder