5 Temmuz 2014 Cumartesi

BİLDİKLERİNİZİ UNUTUP HER ŞEYE YENİDEN BAŞLAYIN - 2




Bir önceki yazının devamı niteliğinde olan bu yazımda Kuran-ı Kerim'de neden yer yer sembolik bir anlatım tercih edilmiş olduğuna ve bu sembollerin ezoterizmde ne anlam(lar)a geldiğinden bahsedeceğim.

Öncelikle "Ezoterizm"'in ne anlama geldiğinden kısaca bahsedeyim. Ezoterizm, Grekçe "iç, içteki, içsel" anlamına gelen "esoterikos" kelimesinden türetilmiş bir isimdir. İslam Ezoterizmi'nde ise bu kelimeye karşılık "Batınilik" terimi kullanılır. Batıni sözcüğü ise yine "iç yüz, içteki" anlamına geliyor. Bunun Türkçe karşılığıysa "içrek" kelimesidir yani "içte kalan, saklı, gizli"  anlamına gelir. 
Ezoterik literatürde gizli öğreticilik terimine karşılık olarak kullanılan sözcük ise “inisiyasyon”dur. İnisiyasyon kelimesi kök olarak Latince “initiato”dan gelir. İngilizce ve Fransızca’da aynı şekilde geçer. Osmanlıca’da karşılığı “tedris, irşat”dır. Anlamı ise herkese açıklanmayan, herkese öğretilmeyen, gizli bir yerde ve gizli bir şekilde gerçekleştirilen bir öğretim şeklidir.
Bu kavramların ne anlama geldiği, Kuran-ı Kerim ve diğer dini kaynaklardaki sembolik anlamları ifade etmesi bakımından çok önemli.

Sembolizm Ezoterizm’in evrensel dilidir. İnsanlar binlerce yıldır bir düşünceyi izah etmek için birçok yol denemişti. Bu düşüncenin anlamını kademeli şekilde insanların anlayışlarına ve olgunluklarına göre bir takım kalıplar içerisine sokup anlatmışlardı. Peki neden?
Farz edin ki karşınızda farklı seviyelerde insanlar var ve bu insanlara bazı gerçekleri açıkça anlatamıyorsunuz. Bir kısmına bir meseleyi açıkça, hiçbir kalıba sokmadan anlatabilirsiniz ama bir kısmına anlatamazsınız (bu anlama-idrak seviyesinden kaynaklı olabilir, yaşadığı toplumdaki kurallarla ilgili olabilir vs) Bu durumda bu kişilere olayı benzetme yoluyla anlatma yoluna gidebilirsiniz. Anlatacağınız gerçeği, bir örneğe veya bir mecaza dayandırarak anlatma yoluna gidersiniz. Bu benzetme bazen bir tabiat olayı olabileceği gibi bazen de bir şekil, bir nesne veya bir hikaye olabilir. Bu şekilde anlattığınızda olayları sembolik hale getirmiş olursunuz.
Ezoterizmde sembolizm evrensel bir öğretim metodudur. Sembolik anlatım, insanın etrafını saran karanlıklar arasındaki bir kaderi çözmek ve ona hakim olmak için insan çabasına tercüman olmaktadır. Buradaki “karanlık”; yeryüzünde yaşamakta olan insanın kapalı şuuru ve buna bağlı olarak bilgisizliğini ifade ediyor.
Sembolizmi açıklayan en güzel sözlerden biri de; “O hem apaçık, hem de kapalı ve anlaşılmaz durumdadır. Çünkü sembol gizleyerek açıklar, açıklayarak gizler.
Dolayısıyla bu sözle şunu da anlıyoruz; bir sembolün, gizlediği sırrı anladım dediğinizde acaba kaçıncı derecedeki anlamına vakıf oldunuz? Bunu tam olarak bilemeyeceğiz ancak Ulu Önder Atatürk’ün de dediği gibi;
Sahip olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur” :)  Yani isterseniz başarabilirsiniz diyelim ve artık sembollere ve sembolik anlatımlara geçelim.

Güneş döndüğü zaman,
Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
Gebe develer salıverildiği zaman,
Yaban hayatı yaşayan tüm canlılar toplandığı zaman,
Denizler kaynatıldığı zaman,
Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman,
Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
Amel defteri açıldığı zaman,
Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman
Cehennem alevlendirildiği zaman,
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.” (TEKVİR Suresi : 1-14)

Bu surede şüphesiz gelecek olan kıyamet günü tasvir edilmiş. Kuran’da kıyamet gününün tasviri çok çeşitli şekillerde yapılmış bu arada, hepsi de sembolik anlatımlar içermekte.

Güneş, yıldızlar ve dağlardaki değişimler dünyanın geçireceği fiziksel değişimleri ve özellikle de eksen kaymasıyla birlikte yaşanacak olayları tasvir etmektedir. Aynı zamanda doğadaki bu tip sembollerin de kendi içerisinde ayrı ayrı anlamları bulunur, onlarla birlikte diğer derin anlamlara da ulaşılabilir.

“Gebe develerin salıverilmesi” sembolünü ise o dönemin şartlarını dikkate alarak yorumlamak gerekir. O dönemde yaşayan Arap toplumu için gebe develer çok kıymetliydi ve onlara gözleri gibi bakarlardı. Çünkü onlar için en değerli mal varlığı develerdi ve mal varlığının çoğalmasıyla birlikte geçimlerini daha iyi sağlayabileceklerdi. Sonuçta ticaretin bel kemiği develerle taşınan mallardı. Bu şartlar dikkate alındığında gebe develerin terk edilmesi, insanların bütün konsantrasyonlarının maddeden manevi alana yönelteceklerinin sembolü anlamına gelir diyebiliriz.
Ruhların bedenlerle eşleştirilmesi, birden fazla yaşamın var olduğuna ve hangi yaşamda insanların ne şekilde bir performans gösterdiklerinin ölçülmesi anlamına gelir. Bu da ancak yine surede geçen “Amel defteri açıldığı zaman” mümkün olabilecek bir durumdur. Amel defteri Doğu Ezoterizminde ifade edilen ve Batı Ezoterizminde kullanılan “Akaşik Kayıtlar”a karşılık gelen bir semboldür. Yukarıda aktarılan surenin son ayeti de bunu desteklemektedir.
(Akaşik kayıtlar için detaylı bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Ama çok kısaca bahsedecek olursak; Akaşik Kayıtlar evrende meydana gelen hiçbir olayın ve hiçbir hareketin yok olmadığını, hepsinin izlerini bıraktığını ve kaydolduğunu ileri süren teozoflarca kullanılan bir terimdir. Kuran- Kerim’deki “Levh-i Mahfuz” kavramınını da akaşa kavramıyla ilişkili olarak yorumlayan teozofistler de vardır.)

Cehennemin alevlerinin arttırılması çok manidar bir sembol olarak karşımıza çıkıyor. Ateş ezoterizmde (astral tortulardan) arınmayı ifade eder. Bu bilgi dikkate alınarak değerlendirildiğinde arındırıcı ruhsal-kozmik tesirlerin devre sonunda yoğunlaşarak dünyamıza yönlendirileceği ifade edilmektedir. Birçoğumuzun sandığı gibi cehennemde ateşlerde yanmak terimi gerçek anlamda bir yanma anlamına gelmeyebilir. Bir arınma gerçekleşecektir ve bu arınmayla pişmanlıkla birlikte vicdan azabı da denilebilecek bir azap çekileceği şeklinde yorumlanabilir.

Yine Kıyamet tasvirlerinin yoğun olarak yapıldığı bir sure ile devam edelim.

Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir. Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sur’a üfürüleceği gün bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!
O gün günahkarları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak hasredeceğiz.
(TA-HA Suresi 100-102)

Buradaki “gömgök” önemli bir semboldür. Göksel bilgilik, ilahilik ve kozmik bilgilerle yüz yüze gelmeyi anlatır. Aynı sembol Türk Mitolojisinde de kullanılmış ve Oğuz Kağan’ın doğduğunda yüzünün gömgök renkli olduğu ifade edilmiş. Yukarıdaki ayette geçen günahkarların yüzünün gömgök kesilmesi; herkesi gerçeklerle yüz yüze geleceği anlamına gelir. Yani güneş doğduğunda hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin yüzüne doğacak, herkes göksel bilgelik, ilahilik ve kozmik bilgilerle karşı karşıya gelecektir.
Sur’a üflenmesi çok açık bir şekilde kıyametin sembolü olarak kullanılmıştır zaten. Bu sembol Hz. İsa tarafından da kullanılmış ve öğrencilerinin kendisine sorduğu “Çağın bitimini gösteren belirti ne olacak?” sorusuna cevaben şöyle demiş;
Kendisi güçlü bir borazan sesiyle melekleri gönderecek, Melekler O’nun seçtiklerini göğün bir ucundan öbür ucuna dek, dünyanın dört bucağından toplayacaklar.
Çağın bitimi ile kastedilen, içinde bulunduğumuz Demir Çağın sona ermesi ve yeni çağın (Altın Çağ) başlangıcıdır. Sonuçta bu bitiş aynı zamanda bir uyanış yani kıyamet (ayağa kalkış) olarak dinsel metinlerde anlatılmıştır. İsrafil’in üfleyeceği borunun ezoterik anlamı ise, Melekut Aleminin kozmik etkileridir. Anlayış arttırıcı ve insanı şuur uyanıklığına götürücü bu etkilerin insanlara yollanmasıyla birlikte bir değişimin olacağı anlatılmak istenir. Bu şuur uyanıklığıyla insan bütün egoistliğini, duygusallığını ve nefsini yenerek kendisine tam hakimiyeti gerçekleştirecektir. Bunun çok zor bir iş olduğu bilindiği ve anlatılmak istendiği için yapılan tüm kıyamet tasvirleri büyük zorluklar ve ıstıraplar içinde geçilecekmiş gibi anlatılır.
Aslında bu tür bir uyanış insanların yaşadığı süre boyunca da istenmektedir ki bunu sağlayanlara da “cennet” vaadedilmiştir. Ama bu uyanışı gerçekleştiremeyenler için belirlenmiş bir zamanda topyekûn olarak gerçekleştirilecektir. Kıyamette gerçekleşecek olan budur. (Bu konunun tabi ki daha detaylı anlatımları da var ancak sembolik anlatımlar iç içe geçmiş sembollerden oluştuğu için şimdilik ilk örtüyü kaldırmış olalım)

(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak. Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan halinde bırakacaktır. Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.” O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrafil’e) uyarlar. Sesler, Rahman’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltılar kalmıştır” (TA-HA Suresi 105-108)
Dağ sembolü ezoterizmde çok geniş bir yer alır. İçerdiği anlamlardan biri de insanların realitelerini, kabullenmelerini, köklü inançlarını ve şimdiye kadar bildikleri veya kabullendikleri doğrularını ifade eder. Ayeti bu açıklamayla ele alırsak çok net olarak göreceğimiz şey az çok şu oluyor: İnsanların şimdiye kadar ki bildiği gerçekler, kabul ettiği, inandığı ve sarıldığı tüm realiteler yerle bir olacak. Tüm seslerin kısıldığı ve sadece fısıltının kalmış olması ise sanki bu açıklamayı desteklercesine, artık eski anlayışların hiçbir şekilde bir anlam ifade etmedikleri durumu izah edilmiştir.


Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.
Hal böyle iken inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz?
O günle gök (bile) yarılır, Allah’ın vaadi gerçekleşir.” (MÜZEMMİL Suresi 14, 17-18)

Buradaki çocukların ak sakallı ihtiyarlara çevrilmesi çok önemli bir semboldür. Ak sakallı ihtiyar tüm mitolojilerde ve dinsel metinlerde ve hatta günümüzde rüyalarımızda bile “Bilgeliğin” tasviri olarak kullanılır. Çocuk ise saflığın sembolüdür. Çocukların ak sakallı ihtiyara çevrilmesi, saflığını koruyanların bilgelikle yüz yüze geleceği anlamına gelir.
Diğer sembol olan göğün yarılması ise göksel bilgilerle yeryüzünün buluşması anlamına gelir ki gayet açıktır aslında. Son olarak ise bu kıyamet günün vaadedilmiş olduğu belirtilmiştir, yani yalnızca Allah’ın bildiği bir zamanda kıyamet günü gerçekleşecektir.

Bu örnekler vermekle bitmez ama son olarak;
…Kötülüğe batanlar ise mutsuz kimselerdir! Onlar iliklere işleyen bir ateş ve bir kaynar su içindedirler. Ne serin ve ne de yararlı olan zifiri bir gölge içinde!..” (VAKIA Suresi 41-44)
Vakıa Suresinin yukarıdaki ayetinde cehenneme atıf yapılmıştır. Arınmanın sembolü olan ateşle birlikte çok manidar bir şekilde su sembolü de kullanılmıştır. Buradan da cehennemin aslında bir arınmanın sembolü olarak değerlendirilmesi gerektiği görülebilir.

Gördüğünüz gibi bazı ayetler sembolik anlatımlarla ifade edilmiş, bazılar ise tamamen apaçık şekilde belirtilmiştir. Eğer siz de kitabı derinlemesine anlamak ve şimdiye kadar bize anlatılanlardan dolayı aklınızda yer eden onlarca soru işaretlerinden kurtulmak isterseniz bu sembolik anlatımları da göz önünde bulundurarak, ezoterik-batıni tasavvufi yaklaşımdan da yararlanarak gayet iyi üstesinden gelebilirsiniz. Kapalı şuurumuzdan dolayı tam olarak anlamını kavrayamayız belki ama olduğunuzdan 1 adım önde olmak da çok iyi hissettiriyor :)

Ama öncelikle sembollerin ne anlama geldiklerini biraz araştırıp, kendinizce bir sözlük oluşturmanızı tavsiye ederim. Sonrasında daha rahat ilerleyebilirsiniz.


Bu yazıma aşağıdaki ayetle son vermiş olayım;

Ön bilgi: Ağaç ezoterizmde yeryüzü ile gökyüzünün evliliğinin sembolüdür. Toprağa uzanan kökleriyle yeryüzüne bağlıdır, buna karşılık gökyüzüne uzanan yüksek dallarıyla da gökyüzüne kucak açmıştır.

Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz) kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.” (İBRAHİM Suresi 24. Ayet)


Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

Özge



Faydalanan Kaynaklar;

Kuran-ı Kerim Meali (Diyanet İşleri Başkanlığı, Yaşar Nuri Öztürk, Süleyman Ateş,Yavuz, Elmalılı Hamdi Yazır)
Ergun Candan (Kuran-ı Kerim'in Gizli Öğretisi)
Sembolizm ve Ezoterizm ile ilgili Çeşitli web siteleri

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder